Bir devrim dönemi nedir eğer gözümüzün önünde olup bitenler değilse?
"Kitleler sokağa devrim için çıkmıyor"!!
"Tek adam", "şeflik rejimi", "dinci-faşizm", "saray rejimi"... adına her ne derseniz... Sokaklara dökülen milyonların hedefinde değil mi? Bu rejimin, bu düzenin değişmesini istemiyorlar mı?
Dolayımlarla değil, doğrudan siyasal taleplerle harekete geçiyorlar. Bu noktaya gelinmesinin ardında iktisadi ve siyasi sorunların birikmesi, sorunların kördüğüm halini alması var. Ve bir genel bahane ile patlayan hareket, şimdi o "tek adam" şahsında düzenin değişmesini istiyor.
Dünyanın bir başka bölgesinde olunca, bunun adı devrim (veya bir devrim hareketi), bizde olunca...
Peki değişenin yerine ne gelmesini istiyorlar? O çok şaşalı bayrak mitinglerinde, "Ergenekon davası" süreçlerinde "eski Türkiye"yi isteyenler vardı ve bu toplumdan, daha doğru bir söylemle toplumun geniş kesimlerinden karşılık bulamadı. O "eski Türkiye'nin" emekçi halklarda bir karşılık bulamadığı yeterince açık olsa gerek.
Ama o aynı halk, Gezi'de "üç beş ağaç" için sokaklara aktı. 6-8 Ekim'de Kobane için canını ortaya attı. Ve bugün "İmamoğlu davası parantezinde" yine sokaklara çıktı.
Sokağa akanlar; a- RTE şahsında bu düzene karşı ayağa kalkıyorlar, onu değiştirmeyi amaçlıyorlar ve b- Hiç de öyle "eski Türkiye" talepleriyle harekete geçmiyorlar.
Bu geniş emekçi yığınlar için, gençlik kitlesi için, kendi özgürlüklerine susamış kadınlar için ortalama, sıradan bir bilinç düzeyi haline geldi çoktan. Bunun daha ilerisi var, çok daha ilerisi var. Ama ortalaması budur.
Bu devrim ortamı, bu devrim hareketi, milyonları, işçi ve emekçileri, en geride olanlar dahil tüm bir emekçi kitlesini, öne atılan gençlikle birlikte, onların ailelerini de "devrimci tedrisat"tan geçiriyor, ileri taşıyor. Silivri önünde ailelerin hızlı bir şekilde örgütlenmeye başlaması, sokak röportajlarında dile getirilenler, gözlerimizin önünde geniş kesimlerin "devrim eğitiminden" geçmekte olduğunun canlı kanıtlarıdır.
Böylesi dönemlerde bizzat tabanda hızlı bir şekilde bir araya gelen, doğal örgütlülükler yaratan işçi ve emekçilerin, gençlerin ve kadınların sıçramalar şeklinde ilerlemesi işin doğasındadır. "Neyi istemediğini", "neyi yıkması gerektiğini" doğallığında bilerek harekete geçen yığınların, "neyi kurmaları gerektiğini" öğrenmeleri gerekiyor. "Devrimin öğreticiliği"nden "devrime neler öğretebileceğiz"e geçiş noktasıdır bu. Ve bunun için nesnellik yetmez. Özverili bir çalışma, sonuna kadar "iradi" bir faaliyet, bir "öznellik" gerekir.
İşte şimdi o noktadayız. Bizzat öncü işçilerin, bizzat tabanda yaygın küçük örgütlülükler yaratarak, sürece "öznel/iradi müdahale" işini üstlenmeleri, "yeniyi yaratma" görevine bizzat talip olmaları gerek. Emeğin iktidarı: Çözüm burada.
Hareket ya bastırılacak ve geri itilecek, ya ileri büyük sıçramalar gösterecek ve eskiyi yıkma görevini başaracak. Öncü işçilerin her bilinçli müdahalesi bu "büyük sıçrama"yı yakınlaştıracaktır. Burjuva muhalefetin "tüketimden gelen güç" vb. söylemle her şeyi düzen sınırları içinde tutma çabası, işçilerin "üretimden gelen güç"leri ile aşılır. Ve işçi sınıfı öne düştü mü, eskiyi yıkmak için zaten ayağa kalkmış olanlar saflara koşacak, sınıfın öncülüğünde "yeniyi kurmak" için ileri atılacaktır.