< Geleceğimiz Demokratik Devrimde

İşçiler, emekçiler, emekliler, kadın-erkek gençler, kadınlar hem kendi geleceklerini hem de doğmamış çocuklarının geleceklerini nerede arıyorlar?

Sosyal reformist partiler bu sorunun yanıtını, “seçme ve seçilme hakkı”nı korumada diye yanıtlarken, halk ayaklanmasını mümkün olduğunca düzen sınırları içinde, kendi kontrolleri altında tutmaya; düzen için ciddi bir tehlikeye dönüşmeden mümkün olduğunca erken söndürmeye çalışan CHP Genel Başkanı Özgür Özel bile, başka amaçlarla da olsa, sorumuzun yanıtını “demokratik devrimde arıyorlar” diye veriyor.

İki milyonu aşkın kişinin katıldığı iddia edilen Maltepe mitinginde Özgür Özel, emekçi kitlelerin kendi geleceklerini ve doğmamış çocuklarının geleceklerini demokratik devrimde aradıklarını söylüyor.

Elbette, Özgür Özel bu doğru sözü, dinci faşist iktidara ve sömürü düzenine karşı ayaklanan kitleleri gerçek bir devrime, iktidarın devrimle fethedilmesi hedefine götürmek için değil, kızgın ve öfkeli milyonları kendi kontrollerinde tutmak için ağzından çıkarıyor. Ecevit'in 1973 seçimlerindeki politikasını izliyor. Kitlelerin, emekçi sınıfların, Kürt halkının nabzına uygun davranmaya dikkat ediyor; onlar için bütün mesele, ayağa kalkmış kitleleri burjuva muhalefetin kontrolü altında tutmaktır.

Ama iki nokta kesin. Birincisi, kitlelerin kendilerinin ve çocuklarının geleceğini demokratik devrimde aradıkları. İkincisi, dinci faşist iktidarın seçimle gitmeyeceği gerçeğidir. Başka amaçlarla da olsa, CHP Genel Başkanı, bu gerçeği itiraf etmiştir. Leninistlerin yıllardır söyledikleri, ilan ettikleri gerçek, artık ayaklanan geniş halk kitleleri ve öğrenci gençlik tarafından kabul ediliyor. “Kurtuluş sokakta; sandıkta değil” sloganı budur.

Geçerken, TKP denen sosyal reformist partinin düştüğü duruma, gerçek burjuva sınıf yandaşı durumuna işaret edelim: Bundan önce “iktidar yönetemiyor, biz yönetmeye talibiz” diyen sosyal reformist TKP, halk ayaklanması patlak verince “yönetmeye talip olma”yı değil, seçme ve seçilme hakkına sahip çıkmayı hatırlıyor ve gösterilere bu hakkı korumak için katıldığını ilan ediyor. Oysa, “göstericiler” yani ayaklanan halk kitleleri, “Çözüm sokakta; sandıkta değil” diyerek iktidarı ele geçirmenin yolunun devrimci biçimini ortaya koyuyor; “Hükümet İstifa” diyerek iktidarın ayaklanma yoluyla ele geçirilmesinin olanaklı hale geldiğine işaret ediyorlardı. İşler “sakin” giderken, yüksekten atıp tutan, kimsenin öyle kendisine bedava vermeyeceği “yönetime talip olan” TKP, yönetimi gerçekten ele geçirmenin olanakları ortaya çıkınca parlamentoyu, sandığı, seçme ve seçilme hakkını hatırlıyor -“hatırlıyor” kelimesini öylesine kullanıyoruz, yoksa sandığın bu insanların aklından hiç çıkmadığını biliyoruz-. Ama biz, sosyal şovenizme kadar olgunlaşmış bu sosyal reformistleri bir kenara bırakıp devam edelim.

Elbette, burjuva muhalefet, kendi sınıf çıkarlarına uygun olanı yapıyor böylece. Peki ya sınıf bilinçli devrimci öncü işçiler, devrimci komünistler, devrimci ve komünist olduklarını iddia eden diğer siyasal hareketler bütün bunlardan nasıl bir sonuç çıkarmalı?

Her şeyden önce bir devrimin, bir halk devriminin, çözümünü bulmak üzere kendini toplumun önüne koyduğu gerçeğini görmek durumundayız. Devrim yapılmaz, devrim, binbir çatışmanın, çarpışmanın, olayın, gösterinin üst üste binmesinden, art arda gelmesinden doğar. Şimdi, bu tarihi döneme, bir devrimin pratik, elle tutulur, gözlenebilir doğuşuna tanık oluyoruz. Burjuvazi ya da burjuvazi adına burjuva muhalefet bu somut gerçeği görüyor ve kendi denetimi altına alarak düzeni korumaya çalışıyor.

Birleşik devrimin toplumsal güçleri kendi geleceklerini ve çocuklarının geleceğini “demokratik devrim”de arıyorlar ve bunun için ayağa kalktılar. Bu, devrim sürecinde yeni bir aşamaya, yeni bir duruma işaret eder. Bu yeni durum sınıf bilinçli devrimci öncü işçinin, komünist güçlerin önüne yeni görevler koyuyor. Nedir bu görevler?

Ayaklanma artık bir olgudur. Vakit geçirmeden ve enerjik biçimde başlamış olan ve alçalıp yükselen dalgalar halinde süreceği neredeyse matematiksel bir kesinlikte olan ayaklanmaya hazırlanma,k bu görevlerin başında geliyor. Ayaklanmanın zaman zaman durulmuş gibi görünmesine kimse aldanmasın. Bu “mola” dönemleri devrimci komünist öncüye hazırlıklarını tamamlamak için altın değerinde olan zamanı kazandırıyor.

Alışılagelen söylem ve şiarlarla yola devam etmek, “yeni durum”u anlamamak demektir. Buna son vermek için propaganda ve ajitasyon çalışmalarına “yeni durum”a uygun şiarlar ve üslupla devam edilmelidir. Bu nedenle, şimdi, içinden geçmekte olduğumuz süreçte, Geçici Devrim Hükümeti, Devrimci Demokratik İktidar başlıca şiarlar olmalıdır.

Kitleler, düzenin bütün kötülüklerini kendisinde cisimleştiren dinci faşist iktidarın yıkılmasını ifade eden “Hükümet istifa” sloganını ortaya attılar. Burjuva muhalefet yani CHP ve onun Genel Başkanı düzen için bir felaket anlamına gelecek olan hükümetin bir ayaklanma sonucu istifası yerine, bazı şirketleri “boykot” hedefini getirip kitlelerin önüne koydu. Bir yandan bu hedef saptırmasını yapmaya, diğer yandan kitleleri sokaktan geri çekmeye çalışıyorlar.

Burjuvazi, egemenliğini tehdit eden ayaklanma karşısında bir taraftan burjuva muhalefet eliyle ayaklanmayı düzen içinde tutup sönümlendirmeye çalışırken, diğer taraftan faşist güçlere tehditler savuruyor. Dinci faşistler, MHP'li faşistler bu görevi üstlenmişler. Faşist Bahçeli çok açık biçimde, “Demokrasi dışı arayışlara girişenler, bedelini ödemeye de hazır olmalıdır” sözleriyle tehditler savuruyor.

Bu tehditlerde burjuvazinin gücü değil, korku ve zayıflığı görülmeli. Korkuyorlar ve kendilerine olan güveni tazelemek için gaddarlık ve katliam tehditleri savuruyorlar. Bu tehditler, gerçekte ne denli büyük bir korkuya kapıldıklarının işaretidir. Düzen güçlerinin arkasındaki toplumsal destek hızla eridi ve şimdi, “bir avuç cunta” durumuna gelmiş bulunuyorlar. Burjuva muhalefet, dinci faşist iktidarın durumunu, “Halk desteği, kamuoyu desteği, hatta devletin içinde destekleri gitgide erimiştir” sözleriyle tarif ediyor.

Kitleler, devrim saflarına doğru hızla kayıyorlar. Uzun yıllardan sonra, küçük ve yoksul köylü, işçi sınıfının bu müttefikleri sokağa çıkmaya başladılar. Nicel anlamda henüz çok güçlü olmasa da, Yozgat'ta bile köylülerin sokağa çıkmaya başlamış olmaları, gelişmekte olan bir eğilime işaret ediyor.

Zafer kazanmayı göze alıyor muyuz? Devrimci öncü işçiler, bu soruya kesin bir yanıt vermek durumundalar. Çünkü ancak işçi sınıfı kararlılıkla ileri doğru hareket ettiğinde devrimin toplumsal güçlerini çeker, etrafında birleştirir ve iktidara doğru yürüyebilir. Sorun, zaferin bugün-yarın kazanılması sorunu değil. Belki de henüz zaferin kazanılmasından uzağız. Ama sorun, zaferi kazanmayı göze alıp almama, bunun kararlılığını gösterip göstermeme sorunudur. Zira böyle bir kararlılık göstermeden; bu kararlılığı sözle değil,eylemle ortaya koymadan ayaklanan kitleleri burjuva sınıfın, burjuva muhalefetin etkisinden kesin biçimde kurtarmak mümkün değil.

Cüret ve cesaretle hareket etmenin zamanıdır. Aşırıya kaçmaktan, hata yapmaktan korkmadan ileri atılmanın zamanı. Devrim günlerinde en büyük hata, aşırıya kaçmaktan korkarak aşırı temkinli, aşırı tereddütlü hareket etmektir.

Unutmayalım: Kitleler kendi geleceklerini ve çocuklarının geleceğini demokratik devrimde arıyorlar. Ve bu arayış, düne kadar CHP ile birlikte hareket etme çabası içinde olan sosyal reformistleri bile canlandırmış; bu CHP kuyrukçuları bile artık devrimden, iktidarın ele geçirilmesinden söz etmeye başlamışlar.

Geçici Devrim Hükümeti sorununu ve onun kısa, öz programını cüretle öne sürme zamanı!

Taylan Işık