Proletaryanın iki kızıl yılı: Biennio Rosso! İtalya işçi sınıfının dünya devrim mücadelesine kattığı büyük deneyim. 1919-1920 yılları, İtalyan burjuvazisinin deyim yerindeyse, ipten döndüğü iki yıl idi. Ekim Devrimi'nin yarattığı muazzam etkiyle, emperyalist savaşın sonuçlarına karşı dünya halklarının proletarya bayrağı altında kapitalizme devasa darbeler indirdiği yıllarda, İtalya'da proletarya milyonluk gövdesiyle devrim için ayağa kalkmıştı. Sendikalizme ve burjuva düzenin sınırlarına karşı fabrika konseylerinde bir araya gelerek İtalyan burjuvazisine ve emperyalist kapitalist sisteme dünyayı dar etmişlerdi!
Türkiye tekelci kapitalizmin içinde bulunduğu genel bunalım derinleşiyor. Burjuva toplumsal düzen, tam bir yıkımla karşı karşıya. Diğer bir ifadeyle aileden devlete kadar burjuva toplum, kurumsal olarak, kendisini bir arada tutan tüm dikişlerinden sökülüyor. Kapitalizmin, onu yıkıma götüren genel bunalımının boyutu ve sonuçları, ortaya çıkan tüm verilere rağmen anlaşılabilmiş değil.
1 Mayıs’a 3 gün kala, Taksim yine bariyerlerle kapatılmaya başlandı. Meydan’a polis bariyerleri getirildi, Meydan ve İstiklal Caddesi’ne çıkan tüm sokaklar bariyerlerle kapatılmaya başlandı.
Evet, 2019 Taksim savaşları başlıyor…
Bir seçim dönemi daha sona erdi. (Ya da sona erdi sayılır.) Sayısız tartışmalar yaşandı. Her biri değerlendirilmeye muhtaç. Ancak seçim sürecinin en önemli konusu, açık ki, ekonomik krizdi. Bununla bağlantılı olarak Suriyeli göçmenler üzerinden "Suriyelilere yapılan harcamalar ve Suriyeli göçmenlerin geri gönderilmesi" konusu çokça gündeme geldi. Seçim tartışmaları başlamadan evvel de iktidarından muhalefetine hepsinin meselesi oldu bir dönem.
Yıllar yılı tartışıldı zaten Suriyeliler!
On yıldır dünyanın dört bir yanında sayısız ayaklanma ve devrim deneyimine tanık olduk. Kimisi bir devrime çok yaklaştı, kimisi mevcut iktidarları da devirdi, ama hiçbirisi bir halk iktidarı biçimi alarak kararlılıkla yoluna devam etmedi. Sorun nerede? Emekçi halk yığınlarının mücadeleciliğinde, kararlılığında ya da fedakarlığında değil elbet. Yoksul ezilen yığınlar her yerde, en vahşi baskılara rağmen ayağa kalkıp devrime yürüyebiliyorlar. Türkiye, Yunanistan, Arjantin, Tunus, Mısır, İspanya, Haiti, Romanya, Hindistan, Cezayir, Fransa vb... sonu gelmeyen bir liste. Her birinin kendi özgünlükleri var mutlaka ama hepsinin ortak noktası, emperyalist-kapitalist sistemin genel bunalımı gibi bir maddi temele sahip olmaları. Emekçi halk yığınlarının elinden, isyan edip ayaklanmaktan başka ne gelir? Ve tüm bu isyanlar zafere ulaşamıyorsa, sorunu nerede aramak gerekir? Tek kelimelik bir yanıtı var: Kendimizde!