Emekçi sınıfların, yoksul kitlelerin devrimci eylem fırtınası dinmiyor. Aksine, fırtına yeni başlamış gibi, hızlanarak ve daha geniş topraklara, yeni yeni ülkelere yayılıyor.
Tel Rıfat, Afrin ve çevre köylerine faşist devletin bombardımanları giderek hem sıklaşıyor hem de yoğunlaşıyor.
Finlandiya ile İsveç'in NATO'ya alınmalarını veto edeceğini açıklayan dinci faşist iktidarın başı, yaklaşık iki hafta önce, şöyle efeleniyordu:
“Biz bunların neyine güveneceğiz? Türkiye’ye yaptırım uygulayanların, bir güvenlik örgütü olan NATO’ya girmelerine biz evet demeyiz...
“Stratejik Derinlik” kavramıyla, bir zamanlar, dinci faşist iktidarın “zeka küpü” olmakla övünen, aklı ile ihtirası ters orantılı olan Ahmet Davutoğlu'nun sözlerine yer vereceğiz. Biraz uzun olacak ama okurun sabır ve anlayışına güvenmekten başka yolumuz yok.
Kapitalist ekonominin içinde bulunduğu kriz derinleştikçe ve bunun sonucu, yaşamları çekilmez hale gelen emekçi sınıfların, yoksul kitlelerin, ezilen halkların sömürü düzenine başkaldırı eğilimleri güçlendikçe tüm politik güçler bir çözüm arayışına giriyorlar.